Armin LASCHET Armin LASCHET
Tüm yazıları
İngiltere'deki Türkler
17 Eylül 2011, Cumartesi
Geçtiğimiz hafta Londra’da Royal Albert Hall’daki “Last Night of the Proms" adlı dünyanın en büyük kültür festivaline katıldım. İngilizler ulusal kimliklerini sanat ile harika bir şekilde buluşturuyor. “Rule Britannia" ile 8 bin insan ve televizyon karşısında milyonlarca seyirci ülkelerini ve geleneklerini kibirlenmeden kutluyor.

Her cumartesi olduğu gibi, Londra’da bir Hürriyet satın almak istedim. Çoğu büfe beş Arap gazetesinin yanında Almanya baskısının aynısı Hürriyeti de bulunduruyor. Londra’da bir büfede kendi köşe yazımı görmek tuhafıma gitti ve sadece Almanya’da değil de bütün Avrupa’da bu köşe yazısının okunduğunu fark ettim. Yazar olarak demek ki Almanya'ya ait konuların yanında, Avrupa'yı da ele almak gerekiyormuş. Bu da Avrupa’daki kriz döneminde ülkelerin ne kadar yakınlaştıklarının bir göstergesi. Bu nedenle yazımı bu kez sadece Almanya’daki Türklere değil, bilhassa İngiltere'de Mayfair veya Westminster’de, Manchester veya Wales’te yaşayanlara yönelik yazıyorum.

Onların Avrupa'ya gelme nedenleri, 50 sene önce Almanya’ya göç edenlerden farklı. Bugün itibariyle çoğu Londra’da olmak üzere yaklaşık 500 bin Türk yaşıyor İngiltere'de. Bunların 150 bini Türk vatandaşı ve 350 bini Kıbrıslı Türk. Kıbrıs'ın krallığa bağlı olduğu dönemde Britanya ile yakın ilişkileri bulunuyordu. Sene 1960’da Kıbrıs bağımsızlığını ilan ettiğinde, Türk ve Rum kesimi arasında anlaşmazlık kızışınca, birçok Türk Britanya’ya göçtü. Ve böylelikle tesadüf de olsa 1960’daki Kıbrıs bağımsızlığının, 1961’deki Almanya İşgücü Anlaşması'yla bir bağı bulunuyor. Çeşitli nedenlerden dolayı o zamanlarda Türk göçü başladı. Bu zamanda insanlar yaşadıkları ülkeleri çokça değiştiriyor. Öyleki Almanya’dan da Türkler İngiltere'ye göçüyor.

Çok özel bir başarı öyküsüne tesadüfen şahit oldum. Londra’nın eski ilçelerinden Mayfair’de Picadilly Sirki ve Hyde Parkı'nın arasında Sofra adlı bir restoranda kahvaltı ettim. Burası, Michelin restoran rehberinin içinde ismi geçen tek Türk restoranı. Restoranın sahibi Hüseyin Özer yetim bir çocuk olarak Ankara'da büyümüş ve zaman zaman Sihhiye’de tuvaletlerde sabahlamak zorunda kalmış. Londra’ya geldikten sonra, gıdalarının yüksek kalitesiyle bilinen Sofra restoranlarını kurmuş. Her mönüde Türkçe ve İngilizce yazılı bir slogan göze çarpıyor: "If it is not Your taste, I will eat it myself." (Beğenmeyenin yemeğini ben yerim).

Mutfağı ama o kadar güzel ki, her gelen misafir kendi yemeğini kendisi yiyiyor.

Bu kez 2012 Olimpiyat Şehri Londra’da yaşayan tüm Türklere selam olsun.


Diğer yazarlar Yazarın tüm yazıları

Hurriyet.de Newsletter
Tüm yenilikliklerden ilk sizin haberiniz olsun.
Aşağıdaki forma e-posta adresinizle kayıt olun.