|
2010 yılında İstanbul, Ruhr Bölgesi ve Pecs eşzamanlı olarak „Avrupa Kültür Başkenti“ unvanını taşıyacaklar. Bu üç bölgeyi, bir yıl boyunca Avrupa’da kültürün ve sanatın kalbinin attığı merkezler haline getirmek için yola çıkanların karşısına, Alaaddin’in sihirli lambasındaki cin çıkıp da „Ne dileğiniz var?“ diye sorsa, söyleyecek dilekleri yok çünkü onların en büyük dileği zaten gerçekleşti.
2010 yılında İstanbul, Ruhr Bölgesi ve Pecs eşzamanlı olarak „Avrupa Kültür Başkenti“ unvanını taşıyacaklar. Bu üç bölgeyi, bir yıl boyunca Avrupa’da kültürün ve sanatın kalbinin attığı merkezler haline getirmek için yola çıkanların karşısına, Alaaddin’in sihirli lambasındaki cin çıkıp da „Ne dileğiniz var?“ diye sorsa, söyleyecek dilekleri yok çünkü onların en büyük dileği zaten gerçekleşti.
Yüzyıllardır Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan, dünyadaki üç semavi dinin merkezi olmuş bir metropol olan İstanbul, Sultan II.Süleyman’ın „yeryüzünün cenneti“ diye adlandırdığı, 16.yy’da Osmanlı mimarisinin zenginliğini yaşayan, 18.yy’daysa Alman kültürünün hakim olduğu Pecs kentiyle birlikte „Avrupa Kültür Başkenti“ oluyor. Ruhr Bölgesi ile Türkiye ve Macaristan arasındaki bağı anlatmaya gerek bile yok. Ruhr Bölgesi denildiğinde, bundan 50 yıl önce Türkiye’den gelerek Avrupa’nın ağır sanayii havzasının maden ocaklarında, çelik fabrikalarında alın teri döken, bölgeyi kalkındıran ve bugün burayı vatanı sayan yüzbinlerce Türkiye kökenlinin yaşadığı yer akla geliyor. Ne büyük şans ki Ruhr Bölgesi, 2010 yılında İstanbul ve Pecs ile birlikte Avrupa Kültür Başkenti oluyor.
Avrupa Kültür Başkenti uygulamasının kökeni 1985 yılına dayanıyor. Bu proje, 1985 yılında dönemin Yunanistan Kültür Bakanı Melina Mercouri’nin önerisiyle Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi ve Avrupa Parlamentosu tarafından „Avrupa Kültür Kenti“ adıyla başlatıldı ve ilk kültür kenti olarak da Atina ilan edildi. Atina’nın, „Kültür Kenti“ olarak yaşadığı sosyo-ekonomik gelişmeler bu uygulamaya onay veren temsilcilerin ne kadar doğru bir adım attığını göstermiş oldu.
1999 yılında ise „Avrupa Kültür Kenti“ kavramı, „Avrupa Kültür Başkenti“ olarak değiştirildi ve 2000 yılından itibaren finansmanına da destek verilmeye başlandı. Önceleri sadece tek bir kentin Avrupa Kültür Başkenti seçildiği uygulama, 2005 yılından itibaren AB’nin üye sayısının artmasıyla birden cok kentin kültür başkenti seçilmesine imkan verecek hale getirildi. 2005'te bu ünvanın birden fazla kente verilmesi kararlaştırıldı. 2019 yılına kadar hem AB’nin eski üyesi olan ülkelerden bir kent, hem de yeni üye ülkelerden bir şehir aynı anda „Avrupa Kültür Başkenti“ olacak. „Avrupa Kültür Başkenti“ seçimi ise bir jüri tarafından gerçekleşiyor. Avrupa Parlamentosu’ndan üyeler ile başvuruda bulunan ülkelerin çıkarlarını koruyacak temsilcilerin bulunduğu jürinin aldıgı tavsiye kararı, Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi’ne iletiliyor, Konsey de bu kararı baz alarak hangi kentlerin „Avrupa Kültür Başkenti“ ilan edileceğini belirliyor.
Birbirine dünü ve bugünü açısından bu kadar yakın olan İstanbul, Pecs ve Ruhr Bölgesi, aynı yıl Avrupa Kültür Başkenti olmaları vesilesiyle 2010 yılına kadar birçok projeyi birlikte hayata geçirecek. Edebiyattan müzige, mimari ve kentsel tasarımdan popüler kültüre kadar gerçekleştirilmek istenen somut projeler 7-9 Mayıs tarihlerinde Almanya’da bulunacak İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı yöneticileriyle Ruhr 2010 GmbH idarecileri arasında daha da netleştirilecek. Ardından kamuoyuna duyurulacaklar. AB’ye tam üye olmayan bir ülkenin metropolü olan İstanbul, çağlar boyunca en uzun ömürlü üç imparatorluğun başkenti olmanın ve semavi üç dinin merkezi olarak hizmet vermenin, İstanbul’a kendine özgü bir “birlikte yaşama” örneği kazandırdığını vurguluyor ve bu kültürel zenginliğine isaret ediyor. ilk kez 53 belediyeyi temsilen bir bölge olarak Avrupa Kültür Başkenti olacak Ruhr Bölgesi ise „kültürle değişim, değişimle kültür“ sloganıyla ağır sanayiinin damgasını vurduğu, endüstri kültürünün günlük yaşamı zenginleştirdigi ve Londra ve Paris’in ardından Avrupa’da nüfus yoğunluğunun en yüksek olduğu Ruhr’da metropol bilincini öne çıkarmaya çabalıyor. Sloganı ise „keşfet, yaşa ve harekete geç“. Bunun için Ruhr Bölgesi’ni vatanı sayan Türkiye kökenlilerin de desteğine ihtiyaç var. Ancak bu sayede Avrupa’nın ortak kültürel değerleri, günlük hayatın doğal bir parçası haline gelen „çok kültürlülük“ kavramı karşılığını „Avrupa Kültür Başkenti“ olarak da hissettirmiş olacak. O zaman kollarınızı sıvayıp „Ruhr Gönüllüler Ordusu’na siz de katılın! Ruhr sizin Ruhr’unuz.
+1999 yılından bu yana serbest gazeteci olarak çalışan Elmas Topcu, Köln’de yaşıyor
|