Almanya’ya ilk Türk 1279 yılında geldi
7 Mayıs 2011 / Ahmet ATAK

‘Avrupa’da Türk İzleri’ kitabından sonra, aynı ismi taşıyan 6 bölümlük belgeselin de fikir babası olan Dr. Latif Çelik, son olarak ‘Türkiye’de Alman İzleri’ kitabıyla da gündemde. Türk işçilerin Almanya’ya gelişinin 50. yılını kutlama etkinliklerinin sürdüğü Almanya’da, Türk izlerinin aslında çok daha eski olduğunu söyleyen Çelik, sorularımı yanıtlarken, “Bugün Almanya’nın her köşesinde Türk izine rastlamak mümkün” diyor.

BU yıl Türk içilerin Almanya’ya gelişinin 50. yılı. Sizce çok daha eskiye dayanan Türklerin Almanya’ya gelişi nasıl oldu?

Türklerin yoğun olarak Almanya topraklarına ayak basmaları Osmanlı’nın Viyana kuşatmasına kadar gider. 2. Viyana Kuşatması sonrası, yani 1683’ten sonra bir çok kayıtta, Türk isimlerinin geçtiğini görürüz. Resmi tarihte Viyana Kuşatması’ndan sonra bir ‘geri çekilmeden’ bahsedilir. Bu geri çekilmede binlerce askerin esir düşmesi de sözkonusu. Türk tarihçileri 16 bin ile 22 bin arası bir rakam verirken, Batılı tarihçilerin verdiği sayılara göre 80-90 bin Osmanlı askeri bu tarihte esir düşer. 1683’ten 1686’ya kadar Avrupa’daki kiliselerde yoğun bir Hıristiyanlaştırma görülür. Almanya’da bu tarihten sonra bir çok yerde müzik-bando takımları kuruluyor ve Osmanlı’ya benzetilmeye çalışılıyor. Mesela Nürnberg şehir bandosunda esir yeniçeriler vardır. Çünkü kale önlerine gelen ve kuşatma boyunca savaşın gidişatında çok önemli bir etken olan mehter takımının hem müzik aletleri, hem de müzisyenlerinin tamamı esir düştüler. Aynı yıllarda Würzburg’da kahve deneniyor. Yani Almanların Türkler’den kahve, müzik, nota bilgisi, tütün gibi

Esir Türkler’den geri dönen olmamış mı?
1699 sonrası elbette geri dönenler oldu. Bu Osmanlı ile Avrupa’da dönemin hakim güçleri arasında yapılan ikili anlaşmalar sonrası gerçekleşti. Burada ya takas yapıldı ya da esirler karşılığında para ödendi. Ancak yine de binlerce kişinin bu ‘geri dönüş’ hareketinden habersiz bu topraklarda kaldığını görüyoruz. Çok sayıda esir Türk Almanya, Avusturya, Fransa ve Polonya dörtgeni içerisinde tarihin tozlu sayfaları arasında kaybolup gittiler. 2002 yılında Münih arşivinde yaptığım araştırmada 1704 yılında Türk esirlerinin Bavyera Kralı Max Millians’a hitaben yazdıkları bir rica mektubunda “Bizi bırakın. Artık dayanacak gücümüz kalmadı” diyen Türk askerlerinin isteklerini yansıtan bir belgeye ulaştık. Bu belgede 30 kadar Osmanlı askerinin isimleri yer alıyor. Bu da çok sayıda Türk’ün 1699 Karlofça Antlaşması sonrasında bile esir olarak yaşamaya devam ettiğini gösteriyor.

SELÇUKLU SUBAYI

Resmi kayıtlara göre Almanya’ya gelen ilk Türk kim?

Türkler’in bu topraklara farklı zamanlarda ve değişik isim ve gruplar altında önemli göçler yaptığını görüyoruz. Ancak bu göçler değişik kategorilerde gerçekleşti. Kimisi Osmanlı’nın son döneminde olduğu gibi meslek eğitimi görmek için, kimisi sonraki yıllarda çalışmak için, kimisi de esir olarak zorunlu geldi. Almanya’ya gelen ilk Türk’ün Osmanlı’dan da eski, Selçuklu dönemine dayandığını resmi belgelerden öğreniyoruz. 1279’daki son haçlı seferinde getirilen bir Selçuklu subayı Mehmet Sadık Selim’in nesli, bugün hala Almanya’da. Nürnberg’de yaşayan Soldan Ailesi mensupları, soylarının bu subaydan geldiğini kilise, belediye ve dönemin diğer resmi dairelerinden bugüne ulaşan kayıtlarla belgelemişlerdir. Bugün hayatta olmayan aile reisi Felix Soldan ile 2003’te yaptığım görüşmede ‘Ben Almanya’nın en eski Türkü’yüm’ demişti.

Bu subayın buraya getiriliş hikayesini anlatabilir misiniz?
1279’da Gaziantep ile Halep arasındaki bir savaşta esir alınan 40 adet Selçuklu subayından biri olan Mehmet Sadık Selim’in Beyrut, Girit, Cenova ve son olarak Almanya’nın Württemberg kentine kadar geldiğini, 1305 yılında Hıristiyan olduğunu ve daha sonra iki kadınla evlendiğini, 17 oğlu, iki kızı olduğunu, çocukların dönemin en yüksek eğitimini aldığı bilgilerine ulaşıyoruz. Heilbronn şehrinin Brachenheim köyünün Protestan Kilisesi’nin bahçesinde “Soldan’larda Türk kanı vardır” diye mezar taşlarında Latince yazılar görmek mümkündür. Ayrıca Felix Soldan, Goethe ile akraba olduklarını, annesinin Soldan Ailesi’nden bir kız olduğunu da söylemişti. Goethe’nin Türk kökenli olduğu bilgisi de buradan gelmektedir. 1901 yılında Giessen Üniversite’sinden Prof. Sommer’in bir çalışması olmuş. Goethe’nin annesinin Soldan Ailesi’nden olduğunu gösteren belgelere ulaşmış. Bu belgeleri görme fırsatım oldu.

TÜRK -ALMAN AKRABALIĞI

Günümüzde Almanya’da kaç Türk kökenli Alman aile yaşıyor?

Soldan Ailesi gibi Türk asıllı olduğunu söyleyenler olduğu gibi bunu saklayanların çok daha fazla olduğuna inanıyorum. En fazla Türk esirin Almanya’nın güneyine, Bavyera, Hessen ve Baden Württemberg’e getirldiğini kilise kayıtlarındaki vaftiz bilgilerinden görüyoruz. Hıristiyan olup özgürlüğüne kavuşan, evlenen çocuk sahibi olan bu insanların kayıtlarını takip etmek Alman ismi aldıktan sonra daha da zorlaşıyor. Çünkü din değiştirdikten sonra kilise bu insanlarla artık fazla ilgilenmiyor. Ancak bu kişilere verilen isimler çok ilginç; “İsa’yı sevdi”, “Dine kurban” gibi isimler verildiği gibi “Muselmann isminin kökeninde Müslüman soylu manasında kullanıldığını da görmekteyiz. Mesela soylarının Yeniçerilere kadar gittiğini çok iyi bilen Prof. Götz Aly (Ali = Aly) Berlin’de yaşamaktadır.

Bazen bunlar tozlu sayfalar incelendiğinde bir rastlantı olarak ortaya çıkıyor. Her şeye rağmen bugün Almanya’da, en fazla da güney bölgesinde çok sayıda Türk asıllı aile olduğu tahmin ediliyor. Yani Türk-Alman akrabalığının çok gerilere gittiğini söyleyebiliriz.



TÜRK HAYRANLIĞI YOK

Soyismi “Türk” olan Alman aileler var. Bunların zamanında buraya getirilen esirlerle bir bağlantısı var mı?

Bu konuda tartışmalar sürüyor. Bazı Almanlar bunu kabul etmiyorlar. Bizdeki Oğuz Kağan efsanesi gibi Almanlar’ın da “Dürkler” diye mitolojide geçen efsanevi bir soyları olduğunu, bu kelimenin o nesilden geldiklerini iddia ediyorlar. Bu nedenle Dürkler’in uzun vadede Türk olduğunu söylüyorlar. Günümüzde Almanya’da 100’den fazla mekan Türk ismi taşımaktadır. Mesela güney Almanya’da bir Türkheim var. Şehrin tanıtımında bu ismin Türklerle yapılan kanlı savaştan geldiği belirtiliyor. Yani Türk ismi Türkler’e olan hayranlıktan değil, tam tersi, yaşanan korkudan geliyor. 1683’e kadar güney Almanya bölgesine yoğun bir Türk akıncı seferi yaşanmıştı.

Kilise kayıtlarında din değiştirme törenleri ile karşılaştığınız arşiv bilgileri de var mı?

Tabi, hem de o kadar ilginç ki, devrin toplumsal yapısını da gayet iyi analiz edebiliyorsunuz bu bilgiler ışığında. Mesela Nürnberg’de 8 yaşında bir erkek çocuğun Hıristiyan edileceği günler öncesinden geniş çaplı duyurular ile halka haber veriliyor.

 Hıristiyan olmayı reddedenin hayat şartları daha mı zordu?

Hıristiyan olmayı reddedip ölünceye kadar Müslüman kalan da var. Örneğin Hannover’de mezarları bulunan iki Osmanlı sipahisi Mehmed ile Hasan. Bunların mezarlarını Hannover’deki St. Andreas Mezarlığı’nda ziyaret etmek mümkün. Bu sipahilerin çevresinde çok sevildiği biliniyor. Esirler genellikle başka bir kişiye satılıyordu. Esir deyince bunu bir zincire vurma olarak algılamamak gerekir, esir bir evin köşesinde yaşayıp günlük işlerde kullanılırdı. O dönemde bir Osmanlı esirine sahip olmanın önemi büyüktü. Örneğin 100 basit asker getireceğine 2 tane Osmanlı subayı getirmek sahibine daha fazla para kazandırıyordu. O yıllarda Avrupa’daki saraylarda bir Osmanlı paşasına kahve yaptırmak, onları at bakıcısı olarak kullanmak, kadınlarını saray temizlikçisi olarak çalıştırmak, bahçe işlerinde kullanmak Ortaçağ Almanyası toplumunda saygınlık statüsüydü.

Sürekli Almanlardan davet alıyor ve konferanslara gidiyorsunuz. Bu bilgileri anlattığınızda karşı çıkan olmuyor mu?

Alman toplumunun bir yönünü takdir etmek gerek. Öğrenmek için dinliyorlar. Böylesi ilmi toplantılara ilgi gösteriyorlar. Benim konferanslarında tanışıp uzun yıllar tarihi konularda diyaloğu devam ettiren Almanlar var. Çok ilginçtir, konu ile ilgili şu ana kadar 3 Alman öğrenci yüksek lisans tezi yazdı. Kendilerine enstitümüzün tüm arşivini açtık ve benim çalışmalarımı kaynak alıp bu master tezi çalışmalarını yaptılar. Almanya’da “Türk İzleri” kitabımı okuyanların yüzde 87´sinin Alman okuyucu olduğu ortaya çıktı. Kitap şu an 5. baskıyı yaptı, ancak bizim insanımız kendi tarihini okumaya bile ilgisiz.



KİLİSE KAYITLARINDA TESADÜFEN BULUNDU

Savaş sonrası esir düşüp “Ganimet” olarak Almanya’ya getirilen bir Türk askeri ile ilgili bilgi Saksonya Anhalt Eyaleti’ne bağlı Wörbzig Köyü’ndeki kilise kayıtlarında bulunuyor. 2008’de tesadüfen rastlanan kayıtlarda 1691 yılında bu köyde yaşayan bir Türk’ün vaftiz töreni sonrası Hıristiyan olduğu ve “Christian Friedrich” adını aldığı yazıyor. Kayıtlarda gerçek adı belirtilmeyen Türk’ün, bölgenin zenginlerinden Friedrich von Wietersheim’a “Ait” olduğu yazıyor. Köyün papazı Tobias Wessel, Türk’ten bahsedilen vaftiz kitabını gösterdi.

HIRİSTİYANLIĞI KABUL ETMEYEN KADINLAR
PEKNİTZ IRMAĞI'NI ATLAYIP İNTİHAR ETMİŞ


Türk esirler nasıl yaşardı?
Kadın veya erkek olsun, bir eşle evlenip özgür bir hayat yamanın tek bir şartı vardı, o da Hıristiyan olmak. Bir erkek Hıristiyan olmadan da yaşayabiliyordu. Ancak bu durum kadınlar için pek de kolay değildi. Örneğin kilise kayıtlarında, Hıristiyan olmayı kabul etmeyip kendisini Peknitz Irmağı’na (Nürnberg) atan bir Türk kadından bahsediliyor. Bir de Fatma var ki, Hıristiyan edildiği halde ömrünün sonuna kadar Fatma ismini de taşımaya devam ettiğini görmekteyiz. Buna karşılık dinini değiştirdikten sonra toplum arasında hızla yükselen Türkler’in olduğunu da biliyoruz. Bunlar köy muhtarından tutun, sarayda önemli pozisyona gelen Türkler’e kadar gidiyor. 1720’lerde Nürnberg’den Hannover’e satılan Mehmet adlı bir Türk esirin, daha sonra İngiltere kraliyet ailesinden bir kızla evlenince Londra’ya gittiğini ve Londra Sarayı’nda çok önemli bir pozisyona geldiğini görüyoruz.

Mühih’teki Türk esirlerin Bavyera Kralı Max Milians’a yazdıkları mektup
“Sayın Exselans Hazretleri, Azad edilmemiz doğrultusunda size ulaştırmaya çalıştığımız dilekçeler maalesef dikkate alınmadı. Size çok zor şartlar altında samimi bir şekilde hizmet ettiğimiz 14 yıl zarfında aramızdan bir çok ayrılanlar oldu. Duyduğumuza göre Osmanlı toprakları içerisinde bulunan Hıristiyan esirler serbest bırakılmış. Bizlerden sadece tercüman Lucas Micalowic’in 8 hizmetçisinden başka vatanına geri dönen olmadı. Geldiğimiz günden buyana yaşadığımız bir çok macera ve problemler bizi mahvetti. Ayrıca yaşlarımızın ilerlemiş olması ve artık size faydamız dokunabilecek kuvvet ve takatımız kalmamasından dolayı ve ölüm döşeğinde yatan 12 arkadaşımızın hatırasına lütfen bizleri artık azat ediniz.”



Dikkat: Sitede yer alan haberlerin izinsiz kullanılması durumunda yasal işlem başlatılacaktır!