6 Şubat 2012 - / FRANKFURT
50. yılda hala söz hakkımız yok
Frankfurt’ta hukuk danışmanı avukat Asuman Öktem,
Avrupa’daki Türkler’in göçün 50. yılında hiç de çağdaş bir tablo
oluşturmadığını, bunda sorumluluğun göçmenlerde değil onlara
katılım hakkını sağlayamayan yönetenlerde olduğunu ileri sürdü.
ALMANYA’nın Frankfurt kentinde hukuk danışmanlığı yapan avukat Asuman Öktem, Avrupa’daki Türkler’in göçün 50. yılında hiç de çağdaş bir tablo oluşturmadığını, bunda sorumluluğun öncelikle yönetenlerde olduğunu ileri sürdü.
Almanya’da dördüncü yılını dolduran Die Gaste adlı gazetede bir söyleşisi yayınlanan Öktem, “Eski Yunan şehir devletlerinde üç tür insan yaşamaktaydı. Yurttaşlar, normal insanlar ve köleler. Seçme ve seçilme hakkı, ülke sorunlarında söz sahibi olma gibi ‘siyasal katılım hakkı’ndan yalnızca ‘yurttaşlar’ yararlanıyordu. Normal insanlar ise, bu devlete sonradan gelmiş insanlardı. Bunlar çalışabilir, ticaret yapabilir, ama toplumsal sorunlar konusunda söz sahibi olamazlardı, siyasal katılım hakkı yoktu. Bir de köleler vardı ki, onların zaten hiçbir hakları yoktu” dedi.
Yerel düzeyde bile yok
Eski Yunan’dan bu güne kadar insanlık tarihinde çok önemli gelişmeler olduğunu işaret eden Öktem, “Örneğin AB vatandaşlarının bir başka birlik ülkesinde de yerel seçimlerinde seçme ve seçilme hakları var. 50 yıldır Almanya’da yaşamakta olan ve artık 4’üncü kuşağını yetiştirmeye başlayan göçmenlerin ise, eğer AB ülkesi vatandaşı değillerse, bu ülkede hâlâ belediye düzeyinde bile söz hakları yok” dedi.
Tipik göçmen davranışı
Öktem, bu katılım hakkının AB ülkesi vatandaşı olmayan eğitimli göçmenlerin bile ilgisini artık çekmediğini öne sürerek bu konuda şöyle diyor; “Onlar da ‘tipik göçmen davranışı’ diyebileceğimiz bir tavır sergileyerek, yaşanılan ülkenin vatandaşlığına geçilince bu sorunun ortadan kalkacağını anlatıyor ve bireysel çıkış yollarını insanlara çözüm gibi sunabiliyor. Oysa bir insanın, vatandaşlık değiştirmesi başka bir şeydir, yaşadığı ülkenin yerel ve genel sorunlarında söz sahibi olması başka bir şeydir. Vatandaşı olunan devletle vatandaşlık bağını koparıp, başka bir ülkenin vatandaşlığına geçmek son derece ciddi ve hayati bir karardır. Yerel sorunlara siyasal katılım ile vatandaşlık değiştirmek bir ya da benzer olgular ve tercihler gibi algılanırsa, geri kalmaktan kurtulunamaz.”
Yaşama duyarsızlık
İnsanların bir süre sonra, ister yaşadığı yerin, ister yaşadığı ülkenin sorunları olsun, tümüne yabancılaştığını, bu sorunların hiçbir biçimde ilgilendirmez olduğunu savunan Öktem, “İnsanlar İster istemez toplumsal, siyasal ve kültürel yaşama duyarsızlaşır ve onu sadece kendi dar çevresi ilgilendirmeye başlar. Kabuğuna çekilmiş bir yaşam sürdürmeye başlar. Böyle yaşadıkça ülkenin dilini öğrenmemekle, entegre olmamakla, ‘paralel toplum’ oluşturmakla suçlanırlar” dedi.
Bu göçmen insanların, yeri geldiğinde aptallıkla, yaşadıkları ülkeyi aptallaştırmakla, manavlıktan başka bir şey yapamamakla suçlandığını belirten Öktem, “Ama aynı ülkenin bankaları ve sigortalarında bu göçmen insanların birikimlerinden nasıl faydalanıldığından söz edilmiyor. Bu birikimlerin ekonomiye katkısını kimse anlatmıyor. Bu boyutta birikimin nedeni olan, bu göçmenlerin “para biriktirmeciliği”nden ve bu boyutta içe kapanık yaşamak zorunda bırakılmasından asla dem vurulmuyor.” diye konuştu.
Dikkat: Sitede yer alan haberlerin izinsiz kullanılması durumunda yasal işlem başlatılacaktır!
Yorumlar
Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Hürriyet veya hurriyet.de sorumlu tutulamaz.