| "Elinizi vicdanınıza koyun" |
|
17 Şubat 2010
MERKEZ Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Merkez Bankası’nın bağımsızlığını tartışanların, 2001 krizinden önceki 30- 35 yılı ve bağımsızlıktan sonraki süreci ‘elini vicdanına koyarak’ değerlendirmesi gerektiğini söyledi.
|
Adana Sanayi Odası (ADASO) ve Dünya Gazetesi’nin işbirliğiyle ADASO Sakıp Sabancı Salonu’nda düzenlenen ‘Para Politikaları’ konulu toplantıda konuşan Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Merkez Bankası’nın 2001 krizinden sonra nisan ayında yasa değişikliğiyle bağımsız olduğunu, yine yasa ile bu bağımsızlığın geri alınabileceğini belirtti. Durmuş Yılmaz, “Herkes elini vicdanına koysun. Merkez Bankası'nın bağımsızlığına kavuştuğu 2001 yılından önceki 30- 35 yıllık dönemde Türkiye ne yaptı? Neyi başardı? Merkez Bankası ile hükümet ilişkileri nasıldı? 2001 krizinden sonra Merkez Bankası yasası değiştirilip, bağımsız olduktan sonra ne tür mesafeler aldı? Bunu kamuoyu tartışmak istiyorsa tartışsın. Bence de tartışması gerekir. Biz tarafız, dolayısıyla bu tartışmanın bizim dışımızdakilerce yapılmasının doğru olacağını düşünüyoruz” dedi.
‘KARARLARIN SONUCUNU GÖRMEK ZORUNDAYIZ’
Merkez Bankası’nı yönetenlerin aldığı kararların etkisinin hemen ortaya çıkmadığını vurgulayan Yılmaz, bağımsızlığın arkasında yatan düşüncenin de bu olduğuna dikkat çekti. Alınan kararların sonucunu görmeden sık sık değiştirilmesinin çok sakıncalı olduğunu belirten Durmuş Yılmaz, “Eğer aldığınız kararın sonucunu görmeden sık sık değiştirirseniz o karar, ‘karar’ değildir. Kararlar belli bir gecikmeyle ekonomik aktiviteleri etkiliyor. Örneğin bir faiz kararı ekonomik aktiviteyi minimum 3- 9 ay arasında etkiliyor. Enflasyon üzerindeki etkisi ise neredeyse 18 ay- 2 yılı buluyor. Dolayısıyla bu dönem zarfında aldığınız kararların yanlış da olsa sonucunu görmek bakımından beklemek durumundasınız” diye konuştu. Yılmaz, siyasi tercihlerin de çok sık değiştirildiği için, hem orta, hem de uzun vadede toplumun çıkarına olmadığını söyledi. ‘Merkez Bankası bağımsızlaştırılmalıdır düşüncesi’nin, bu tutarsızlığı ortadan kaldırmak için ortaya çıktığını ve uygulandığını ifade eden Durmuş Yılmaz, “Toplumu yöneten biz değiliz. Toplumu yönetenler, millete hesap verenler, seçimle işbaşına gelenler ve gidenlerdir. Ancak aldığımız kararlarda da kimseye hesap vermez değiliz. Bizim kanunumuz da hükümete ve topluma karşı hesap verme zorunlulukları getirmiştir. Tutarsızlığının ortadan kaldırılması için uygulanacak politikalar ve enstürmanların belirlenmesi için Merkez Bankası’na yetki verilmiştir. Bağımsızlık bundan ibarettir” dedi.
‘CARİ AÇIK ARAŞTIRMASININ SONUÇLARI YANLIŞ ANLAŞILDI’
Durmuş Yılmaz, 3 yıl önce cari açığı önlemeye yönelik tedbirler konusunda imalat sanayini kapsayacak şekilde yapılan çalışmanın sonuçlarının yanlış anlaşıldığını belirterek, şunları söyledi.
“Merkez Bankası olarak 70- 80 sorunun yer aldığı kitapçığı imalat sanayinin yüzde 65’ini oluşturan 145 firmaya gönderdik. Büyük firmalar incelediler, daha sonra iktisatçılarımız gidip her biriyle 3- 5 saat süreyle yüz yüze görüştüler. Bu sonuçlar bizim tespitlerimiz veya teoriden çıkardığımız sonuçlar değildir. Sonuçlar sanayici ve işadamlarının sorulara verdiği cevaplardır. Söylenen de şudur: Türkiye’de sanayici son derece kaliteli ürün üretiyor ve bu kaliteli ürün için de kaliteli hammaddeye ihtiyaç var. Bunun toplam kalite içindeki payı da yüzde 10- 15’lerden fazla değil. Her nedense yanlış anlaşıldı. Bizim saha çalışması için yaptığımız model, sorduğumuz sorular doğru olmayabilir. Bize dönüp, ‘öyle değil de şöyle sorsaydınız, sonuç şöyle olurdu’ deyin. Biz de bunu kabul edelim, hatamızı düzeltelim. Türkiye’de sanayici kalitesiz mal üretiyor iddiasında değiliz. Türkiye’de özellikle imalat sanayinde, makine sanayinde aranan son derece kaliteli mal üretiliyor. Bunun için de kaliteli ara malına ihtiyaç var. Tespitimiz budur.”
‘KRİZİN DİP NOKTASI GERİDE KALDI’
Açış konuşmasının ardından para politikalarına ilişkin sunum yapan Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, son dönemde açıklanan veriler değerlendirildiğinde küresel ekonomide toparlanma sinyalleri oluştuğunu, krizin dip noktasının geride kaldığını, toparlanma eğilimine girildiğini söyledi. Parasal ve mali tedbirlerin etkisinin azalacağı 2010 yılına ilişkin belirsizliklerin önemini koruduğunu belirten Durmuş Yılmaz, “Önümüzdeki dönem ülkeler borçluluk yükü düşük olanlar ve olmayanlar olarak ayrışacak. Türkiye'nin, uyguladığı mali disiplin, sahip olduğu sağlam bankacılık sistemi ve düşük hane halkı borçluluk oranı ile düşük borç yükü olan ülkeler arasında yer alacağı düşünülmektedir” dedi.
Yılmaz, son dönemde açıklanan verilerin, Türkiye’de iktisadi faaliyette toparlanmanın başladığını teyit ettiğini kaydederek, “İzlenen para politikasının desteği ile kredi piyasasında olumlu gelişmeler sürmekte, finansal koşullardaki sıkılık azalmaya devam etmekte ve işgücü piyasasında sınırlı ölçüde iyileşme işaretleri alınmaktadır” diye konuştu.
Yılbaşında yürürlüğe giren vergi düzenlemeleri, gıda fiyatlarındaki artışlar ve baz etkilerin, son dönemde enflasyonunun yükselmesinde belirleyici bir rol oynadığını belirten Durmuş Yılmaz, şöyle konuştu:
“Bu geçici etkiler nedeniyle şubat ayında tüketici enflasyonunun belirgin bir yükseliş göstereceği ve bir müddet hedefin üzerinde kalacağı öngörülmektedir. Benzer bir şekilde temel enflasyon göstergeleri de baz etkisi nedeniyle yıl ortasına kadar sınırlı bir artış gösterecektir. Bununla birlikte, ekonomideki kaynak kullanımının bir süre daha düşük seviyelerde kalacağı, istihdam koşullarının tüketim talebinde bir genişlemeye imkan tanımayacağı ve maliye politikasının kademeli şekilde daraltıcı yönde etkili olacağı varsayımı altında, bir seferlik şoklardan kaynaklanan fiyat artışlarının genel fiyatlama davranışları üzerindeki etkisinin sınırlı olacağı düşünülmektedir.”
Yılmaz, “Temel enflasyon göstergelerinin işaret ettiği mevcut ana eğilim, orta vadeli hedeflerle uyumludur, geçici etkiler ortadan kaldığında enflasyonunun tekrar düşüş sürecine gireceği tahmin edilmektedir. Küresel ekonomideki sorunların henüz tam olarak giderilememiş olması ve toparlanmanın gücüne ilişkin belirsizliklerin devam etmesi, politika faiz oranlarının uzun bir süre düşük düzeylerde tutulmasını gerekli kılmaktadır” diye konuştu.
Durmuş Yılmaz, Merkez Bankası rezervinde bugün itibarıyla 116 ton altın ve 70 milyar dolar para olduğunu, Türkiye’nin dış borcunun ise 273 milyar dolar civarında seyrettiğini, bu borcun 176 milyar dolarının özel sektöre ait olduğunu açıkladı. Yılmaz, küresel krizin patladığı günlerde 13 milyar lira olan emisyon hacminin bugün 37 milyar liraya kadar çıktığını söyledi.
|
| Dikkat: Sitede yer alan haberlerin izinsiz kullanılması durumunda yasal işlem başlatılacaktır! |
Yorumlar
Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Hürriyet veya hurriyet.de sorumlu tutulamaz.
|
|