Kıbrıs'taki 'süreç' söylemden eyleme geçemiyor
2 Şubat 2010

Kuzey İrlanda’dan Lefkoşe’ye kadar pek çok yerde “barış süreci”nden bahsediliyor ancak bu toplumlardaki ayrışmalar her zamankinden daha derin

Kıbrıs'taki 'süreç' söylemden eyleme geçemiyor

Zamanın her şeyin ilacı olduğu söylenir. Katolikler ve Protestanların artık uyum içinde bir arada yaşayabileceği, Filistinliler, İsrailliler, Hintliler ve Pakistanlıların bir gün barışa kavuşabileceği beklentisi dünya kamuoyunda sürekli olarak heyecan kaynağı olabilir. Ancak Guardian gazetesi yazarı Peter Preston başta Kıbrıs olmak üzere böyle bölünmüş toplumların durumunun o kadar da umut verici olmadığı görüşünde.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki-mun’un ziyaret etmekte olduğu Kıbrıs adasında geçirilecek bir hafta sonunun barış sürecine inananların ne büyük bir yanılgı içinde olduklarını ortaya koyacağını ifade eden Preston, yaşanan gerginliklerin üzerinden geçen her günün adadaki toplumlar arasındaki ayrışmayı artırdığını savundu.

Preston, Türkiye’nin eğer Avrupa Birliği’ne (AB) girmek istiyorsa ilk önce Kıbrıs sorununun çözümünü sağlaması gerektiğini ifade etti. Ankara’ın eski düşmanı Atina bugün Türkiye’yi Doğu Akdenizli bir müttefik olarak Brüksel’de yanında görmek istiyor. ABD, İngiltere ve başta Ban olmak üzere pek çok diplomat da Kıbrıs sorunun çözülmesini ve Türkiye’nin AB’ye girmesini arzu ediyor.

ÇOCUK OYUNCAĞI MI?

Preston, şu anki koşullar göz önünde bulundurulduğunda bunun çocuk oyuncağı olması gerektiğini savundu. Çünkü Kıbrıs’ın Rum ve Türk liderleri, Dimitris Hristofyas ve Mehmet Ali Talat, düşman değil dostlar. Dahası ikisi de adada bir çözüme ulaşılabilsin diye seçildiler. İki yıldır sürekli olarak müzakere halindeler. Sadece Bosnalıların hoşuna gidebilecek iki bölgeli yönetim yapısı üzerinde neredeyse anlaşmaya vardılar.

Bu durumda işlerin Ban için çok daha kolay olması gerekmiyor mu? Plan üzerinde yeri değiştirilecek birkaç nokta ve virgül, birkaç sıcak söz ve bitti? Preston durumun böyle olmadığı görüşünde. Yazara göre, yaraların kabukları kalınlaştıkça, Kıbrıs adasını ikiye ayıran olayların üzerinden geçen süre arttıkça, adada ilerleme sağlanması zorlaşıyor. Zaman pek çok acı hatırayı unutturuyor, en ateşli suçlamaları sakinleştiriyor ama bir yandan da bölünmeyi düşmanca bir hesaplamaya dönüştürüyor.

Kıbrıs’ta 50 yaşın altındaki hiç kimse, eskiden durumun nasıl olduğunu hatırlamıyor. Rumların hiçbiri BM’nin yeşil hattın kuzeyindeki toprakları görmüş değil. Hepsinin güneyde yeni bir evleri, yeni bir işleri, yeni bir servetleri ve yeni bir AB üyelikleri var. Ama nedense bu yeterli gelmiyor. Taraflar arasında bir anlaşma sağlanması kaybedilen toprakların eski sahiplerine geri dönmesi, tazminatların ödenmesi, sınırların yeniden belirlenmesi ve Türkiye’nin bir anlamda cezalandırılması anlamına geliyor.

KARAR ANI

Hristofyas tıpkı kendisinden önce gelen diğer barış gönüllüsü başkanlar gibi Kıbrıs Rum Yönetimi kamuoyunun hiç düşünmeden reddedeceği tavizler veremez. Nisan ayındaki seçimlerden önce çok az zamanı kalan Talat, Kuzey Kıbrıs’ın ekonomik gelişmesini diğer bütün meselelerin üzerinde tutuyor.

Kıbrıs için karar anının geldiğini belirten Preston elinde sihirli değnek olmadığını dolayısıyla sonuçların pek iç açıcı olamayacağını ifade etti. Dahası Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy sayesinde müzakereleri hızlandıran en önemli faktör olan Türkiye’nin AB’ye üyelik umutları iyice zayıfladı. Ankara gün geçtikçe bölgesinde önemli bir aktör olmayı, bütün sistemini yeniden yapılandırmaya kıyasla daha fazla tercih eder gibi görünüyor.

“Eğer Ban, New York’a eli boş dönerse Kıbrıs sorunu daha onlarca yıl sürecek, ada yeni düşmanlıklara ev sahipliği yapacak, daha pek çok BM temsilcisi adaya gelip müzakerelerde bulunacak” diyen Preston Ortadoğu’da, Kuzey İrlanda’da, Saraybosna’da Kosova’da, Keşmir’de sürekli olarak “süreçlerden” bahsedildiğini ama çoğu zaman hiçbir ilerleme sağlanmadığını savundu.

Bütün bu örneklerde “süreç” gerçekten bir işe yarayan politikalardan çok bir söylem oldu. Bu tablonun çok kasvetli olduğu da söylenebilir tabii ki. Ancak Lefkoşe’nin durumu da maalesef iç açıcı görünmüyor.



Dikkat: Sitede yer alan haberlerin izinsiz kullanılması durumunda yasal işlem başlatılacaktır!
Yorumlar
Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Hürriyet veya hurriyet.de sorumlu tutulamaz.
Favorilerine ekle ve paylaş

Hurriyet.de Newsletter
Tüm yenilikliklerden ilk sizin haberiniz olsun.
Aşağıdaki forma e-posta adresinizle kayıt olun.